Gümüş Kanatlı Ejderha ve Neşeli Mutfak

Gümüş Kanatlı Ejderha ve Neşeli Mutfak

\n\n

Uzak Diyarların Yeni Misafiri

\n

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, Anadolu’nun güneşli topraklarından çok uzaklarda, sisli ve yeşil bir ülke varmış. Bu ülkenin yüksek tepesinde, gri taşlardan yapılmış kocaman bir şato yükselirmiş. Bu şatoda herkesin ‘Kel Çocuk’ dediği, parıl parıl kafası ve her daim gülen gözleri olan bir çocuk yaşarmış.

\n

Kel Çocuk, şatonun devasa mutfağında aşçı yamağı olarak çalışırmış. Her sabah erkenden uyanır, büyük kazanlarda lezzetli çorbalar karıştırırmış. Onun mutfağa girmesiyle birlikte etrafa taze ekmek ve nane kokuları yayılırmış. Şatodaki herkes bu neşeli ve çalışkan çocuğu kısa sürede çok sevmiş.

\n

Özellikle Kral Arthur’un kızı Prenses Elizabeth, mutfağın penceresine gelip Kel Çocuk’un anlattığı hikâyeleri dinlemeyi çok severmiş. Kel Çocuk, ona uzak dağları, konuşan ağaçları ve yıldızların altındaki köyleri anlatırmış. Onun anlattığı her kelime, mutfağın havasını ısıtır, herkesin yüzünde kocaman bir tebessüm oluştururmuş.

\n\n

Şatonun Beklenmedik Misafiri

\n

Bir gün, şatonun üzerinden kara bulutlar geçmiş ve uzaklardan derin bir ses duyulmuş. Bu ses ne gök gürültüsüne ne de rüzgâra benziyormuş. Şatonun baş şövalyesi Sir William, hemen kılıcını kuşanmış ve zırhlarını giymiş. Şatonun bahçesine kocaman, gümüş kanatlı bir ejderha konmuş.

\n

Ejderha öfkeyle kanatlarını çırpıyor, etrafa sıcak nefesler üflüyormuş. Sir William ve diğer şövalyeler ejderhanın etrafını sarmışlar ama ejderha sakinleşmek bilmiyormuş. Kel Çocuk mutfağın penceresinden dışarı bakmış ve ejderhanın gözlerindeki bir şeyi fark etmiş. Bu kocaman dostumuz aslında sadece çok yalnız görünüyor, diye kendi kendine düşünmüş.

\n

Mutfaktaki büyük kepçesini eline almış ve ejderhanın çıkardığı sesleri dikkatle dinlemeye başlamış. Kel Çocuk için bu sadece bir gürültü değilmiş; sanki rüzgârın eski bir şarkıyı mırıldanması gibiymiş. İçindeki sese kulak vererek, ejderhanın aslında korkutmak için değil, karnı acıktığı ve arkadaş aradığı için bağırdığını anlamış.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Keloğlan ve Misketleri

\n

Hemen ocağın üzerindeki dumanı tüten en büyük çorba tenceresini kucaklamış. Şövalyelerin şaşkın bakışları arasında bahçeye, devasa ejderhanın yanına doğru yürümüş. Kimse onun ne yapacağını anlamamış ama Kel Çocuk’un adımları çok sakin ve güvenliymiş.

\n\n

Kalbin Sesini Dinlemek

\n

Kel Çocuk, ejderhanın tam önünde durmuş ve tencerenin kapağını yavaşça açmış. Mis gibi tarhana çorbasının kokusu havaya yayılınca, ejderha aniden durmuş. Kel Çocuk, ejderhanın gözlerinin içine bakarak \”Hey koca dostum, sanırım karnın çok acıkmış,\” demiş. Ejderha şaşkınlıkla eğilmiş ve burnunu tencereye yaklaştırmış.

\n

Ejderha çorbayı bir dikişte bitirince, o gürültülü seslerin yerini huzurlu bir mırıltı almış. Meğer bu gümüş kanatlı dev, yüzyıllardır kimse onunla konuşmadığı için çok üzgünmüş. Kel Çocuk ona yaklaşmış ve pullu boynuna sevgiyle hafifçe dokunmuş. O an şatodaki yaşlı meşe ağacı, sanki bu güzel dostluğa seviniyormuş gibi derin bir nefes alarak hışırdamış.

\n

Kral Arthur bu manzarayı görünce çok etkilenmiş ve Kel Çocuk’un yanına gelmiş. \”Sen kılıçsız ve kalkansız, sadece anlayışınla en büyük sorunu çözdün,\” demiş. Sir William ise başlangıçta bu duruma biraz bozulmuş ama Kel Çocuk’un samimiyetini görünce o da kılıcını yerine koymuş. Şatoda o gün büyük bir dostluk kutlaması başlamış.

\n

Kel Çocuk, ejderha ile birlikte bahçede oturup ona yeni hikâyeler anlatmaya başlamış. Ejderha ise kanatlarını hafifçe sallayarak Kel Çocuk’u serinletmiş. Onlar artık sadece iki yabancı değil, birbirini anlayan iki sırdaş olmuşlar. Şatonun o gri duvarları, sevgiyle ve anlayışla dolup taşmaya başlamış.

\n\n

Gökten Düşen Dostluk

\n

Zamanla ejderha, şatonun en güvenilir koruyucusu ve çocukların oyun arkadaşı olmuş. Kel Çocuk hem mutfakta harikalar yaratmaya devam etmiş hem de ejderhasının sırtında bulutların arasından süzülmüş. Sir William bile artık her akşam mutfağa gidip Kel Çocuk ile çay içiyor, ondan nezaket dersleri alıyormuş. Şato, kahkahaların hiç eksik olmadığı bir yuva haline gelmiş.

Çocuklarımızın İlgisini Çekebilir  Ormanda Yaşayan Tavşan Pamuğun Hikayesi

\n

Kel Çocuk, gerçek gücün bağırmakta değil, sessizce karşındakini dinlemekte olduğunu herkese göstermiş. Prenses Elizabeth ve babası, her akşam bahçede toplanıp Kel Çocuk’un tatlı dilini hayranlıkla dinlemişler. Artık kimse Kel Çocuk’un sıradan biri olduğunu düşünmüyormuş; o, kalbinin diliyle konuşan bir kahramanmış. Dostluk, şatonun sislerini dağıtan en parlak güneş olmuş.

\n

Gökten üç elma düşmüş; biri dinlemeyi bilenlere, biri kalbiyle görenlere, biri de sevginin dilini çözenlere. İngiltere’nin sisli topraklarında artık korkunun yerini huzur, öfkenin yerini ise bitmeyen bir şarkı almış. Gümüş kanatlı ejderha her gece şatonun kulesine kıvrılır, Kel Çocuk ise yıldızlara bakarak huzurla uykuya dalarmış.

\n

Gözlerini kapatan her çocuk, kalbindeki o ince ve narin fısıltıyı duyduğunda dünyayı güzelleştirir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Başa dön tuşu